Solcu, Sosyalist- Sosyalizmi savunanlar kimliklerini o zamanki ortama göre saklama çabasında olan Solcular, gün geldi Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkış rozetini birden bire çıkarıp attılar ve hatta bu rozetin takılması örgütler arasında yasaklandı.Sebebi ise şu idi;Atatürk’ün dinlenme saatlerinin birinde, kendisine çizilip getirilen Kocatepe’ye çıkış portresi çok beğenisini kazanmıştı.Gazi Mustafa Kemal beğendiği bu portrenin altına el yazısı ile şu ifadeyi eklemişti.“Türk Âleminin En Büyük Düşmanı Komünizmdir. Görüldüğü Yerde, Başı Ezilmelidir”
Eee tabi milli ve manevi duygularına sıkı sıkıya bağlı olan Türk milletini çok iyi tanıyan ‘Devrimbazlar’ hemen kimselere çaktırmadan Atanın bu rozetini sessiz sedasız çıkarıp attılar.Sonraları ise kendilerine şekil işareti olarak Favorilerini ‘Lenin’i andıracak şekilde ‘ L’ biçiminde kazdırmaya başladılar.Sol kesim yani Komünizmin geçiş köprüsü olan Sosyalizmi savunanlar, çıkışlarından bugüne dek hep ‘Atatürk’ şemsiyesinin altında kendilerini gizlemeyi tercih etmişlerdir. Hep ‘ Sosyal demokratlık’ edebiyatı yapıp alttan-alttan ‘Marksist ve Leninist’ ideolojisini gençliğe şırınga etmişlerdir.
Onlard a biliyorlardı ki, Atatürk’ün rozeti ile ‘Biz solcuyuz-biz Marksist-Leninist’iz dediklerinde gizli emellerini Türk milletine yutturamayacaklardı. Çünkü, Atatürk hiç bir zaman Sosyalizmi ve Komünizmi savunmadığı gibi, ömrü bu ideolojilerle mücadele ile geçmişti.Gazi Mustafa Kemal Atatürk, CHP’yi kurdu ama hiçbir zaman bu partinin solcu yapıya sahip olduğunu ifade etmedi.Bu ifadeleri Bülent Ecevit- İsmet İnönü CHP’ye yapıştırmış Deniz Baykallar ise sürdürmüştür.Atatürk, tam bir Türkçüdür ve Türk Milliyetçisidir. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ vecizesi bunun en büyük delilidir.
ŞİMDİKİ SOLCULAR, NEDEN ULUSALCI OLDULAR
Özellikle son yıllarda Türkiye'deki ‘Solcuların’, artık ‘Solcuyuz’ kelimesini kullanmaktan kaçındıkları ve kendilerine ayrı bir görüntü vermeye çalıştıkları gözlenmekte.Çünkü; Sol-Sosyalizm-Komünizm sistemlerinin, dünyada İnsan unsurunu yerle bir ettiğine artık onlarda inanmaktalar.Ama, onlara göre ‘Sistem’ doğru olarak işleve konulmadığından bu hale gelinmiş. İşte, bugünkü çabaları, sistemi yeniden canlandırmak ve bir kez daha denemek.Bunun içinde kendilerini saklayacak yeni bir şemsiyeye ihtiyaç duydular. Tabi bu şemsiye Atatürklü şemsiye olacaktı.Ve şimdi ki saklandıkları şemsiyenin adı ise ‘ Ulusalcılar’ oldu.Yani, bizim eski solcuların adı şimdi ‘Ulusalcılar’ oldu.Buların ağızlarından Türk milliyetçiliği çıkmadığı gibi İslami düşüncelere ise taktıkları adlar şunlar, “ Yobaz-İrticacı”
9 Aralık 2008 Salı
Devlet Bahçelinin Kendilerine Aydın Diyen Bazı Şerefsizlerin Ermenilerden Özür Dilensin Kampanyasına Karşı Yaptığı Açıklama
"Ermenilerden özür dilenmesi maksadıyla yürütülen kampanya” hakkında yaptıkları yazılı basın açıklaması
7 Aralık 2008
Türkiye bir yandan sürüklendiği derin stratejik sorunlarla boğuşurken, kendilerini aydın olarak tanımlayan bir grubun Ermenilerden özür dilenmesi maksadıyla başlatmak istedikleri kampanya, yozlaşma ve çürümenin ulaştığı vahim durumu göstermesi bakımından ibret vericidir.
Ülkemizde 1930’da meydana gelmiş bir isyanın bastırılmasını “soykırım”, Cumhuriyetimizin kurucusu aziz Atatürk’ün ise “savaş suçlusu” ilan edilmeye çalışıldığı bir dönemde, sözde Ermeni soykırımı olarak tanımlanan dayatmaların ivme kazanmış olması geniş tabanlı ve sistematik bir karalama faaliyetinin başlatıldığını işaret etmektedir.
Yıllardan beri tarihle yüzleşmek adına Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek taraflı ve tavizkar tutumunun kapı araladığı ve heves gösterdiği bu konu, artık kendi ecdadımızı yargılatacak bir sürecin önümüzde olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye'ye yönelik iddiasını ve toprak taleplerini ısrarla sürdüren Ermenistan'a, sınır kapılarını açmayı dile getiren ve bu ülke ile diplomatik temasa kalkışan AKP’nin ürkek tutumu, ecdadımızın yargılanması konusunda yabancılara ve işbirlikçilerine ümit ve cesaret vermektedir.
Gelişmeler, sözde soykırım iddiaları ekseninde oluşan hakaret ve ithamlara sessiz kalan hükümet etrafında, etkili bir kuşatma alanı oluşturmak ve bu alanı giderek daraltmak üzerine kurulmuş bir senaryonun uygulanmaya başladığını göstermektedir.
Tarihi gerçeklere tamamen aykırı, insaf ve hakkaniyet duygusundan yoksun bir anlayışla, sözde özür kampanyasına öncülük eden zihniyetin, Osmanlı Devleti döneminde emperyalist devletlerin kullandıkları Ermeni tebaasının neden olduğu kanlı olayları ve akabinde gelişen şartları bilmeden hareket ettiklerini düşünmek mümkün değildir.
Türkiye’nin içinde Ermeni iddialarını destekleyen bir cephe oluşturma gayretleri için altı yıldır, her zemin, ortam ve kürsü kullanılarak açıkça sürdürülen faaliyetlerin bu girişimle birlikte sonuç almaya dönük çalıştıkları ve kamuoyu hassasiyetini köreltmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır.
Adlarının başına yerleştirilen muhtelif sıfatlarla kamuoyuna seslenme imkânı bulan işbirlikçi mihraklar, hayati milli çıkarlarımızı ucuz pazarlıkların malzemesi haline getiren AKP iktidarının oluşturduğu teslimiyetçi zeminden cesaret almışlar ve özür talep etme noktasına kadar cüret kazanmışlardır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu konudaki görüşü şudur.
Tarih, yaşanmış, yazılmış ve hükmünü vermiştir. Ortada utanacağımız bir suç ve adına özür dileyeceğimiz bir suçlu yoktur.
Türk milleti de sahip olduğu büyük imparatorluk coğrafyalarından çekilirken, katliamlar, mezalimler ve bitmek tükenmek bilmeyen trajik göçler yaşamış, ancak bu tarihi hadiseleri yüreğine gömerek yeni bir dünyaya kapı açmıştır.
Hiç kimsenin, mirasçısı olduğumuz ecdat yadigârını aşağılama, suçlu gibi tanımlama ve özür talep etmeye hakkı ve haddi değildir.
Üstelik bu konuda ısrarlı olmak, atılmak istenen sözde adımların önünde de bir engel, toplumların birbirini yeniden tanımaları için de bir olumsuz bir çağrışım nedenidir.
Ancak, bu talebin ısrarı halinde kimin kimden özür dilemesi gerektiği yeniden tartışılmalı, Ermenilerce mezalime maruz kalan milletimizin, suikasta kurban giden Osmanlı devlet adamlarının, katledilen Cumhuriyet diplomatlarının ve henüz acıları çok yeni olan Karabağ katliamlarının özrünü beklemek, en doğal ve tarihi hakkımızdır.
Her fırsatta aziz ceddimizin bir asır önce soykırım yaptığı yalanına başvuran Ermeniler, Azerbaycan topraklarında, üzerinden henüz yalnızca 16 sene geçmiş olan gerçek bir insanlık vahşetini itiraf ve kabul etmek, işgal altında bulundurdukları topraklardan çekilmek zorundadırlar.
Bu kirli kampanyayı başlatma cesaretini bulanlar, aydın sıfatının arkasına sığınarak kimsenin Türk milleti adına konuşamayacağı ve Türk milletini yargılayamayacağını bilmelidirler.
Bu haysiyet kırıcı durumun kabul edilmesi ve ilişkilerin bu dayatma ve tavizlerle ilerleyebilmesi mümkün değildir.
Ceddimizin kutlu emaneti, AKP zihniyetinin ve bir avuç işbirlikçinin bulandırdığı havaya teslim edilemeyecek kadar şanlı, temiz ve büyüktür.
Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket PartisiGenel Başkanı
7 Aralık 2008
Türkiye bir yandan sürüklendiği derin stratejik sorunlarla boğuşurken, kendilerini aydın olarak tanımlayan bir grubun Ermenilerden özür dilenmesi maksadıyla başlatmak istedikleri kampanya, yozlaşma ve çürümenin ulaştığı vahim durumu göstermesi bakımından ibret vericidir.
Ülkemizde 1930’da meydana gelmiş bir isyanın bastırılmasını “soykırım”, Cumhuriyetimizin kurucusu aziz Atatürk’ün ise “savaş suçlusu” ilan edilmeye çalışıldığı bir dönemde, sözde Ermeni soykırımı olarak tanımlanan dayatmaların ivme kazanmış olması geniş tabanlı ve sistematik bir karalama faaliyetinin başlatıldığını işaret etmektedir.
Yıllardan beri tarihle yüzleşmek adına Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek taraflı ve tavizkar tutumunun kapı araladığı ve heves gösterdiği bu konu, artık kendi ecdadımızı yargılatacak bir sürecin önümüzde olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye'ye yönelik iddiasını ve toprak taleplerini ısrarla sürdüren Ermenistan'a, sınır kapılarını açmayı dile getiren ve bu ülke ile diplomatik temasa kalkışan AKP’nin ürkek tutumu, ecdadımızın yargılanması konusunda yabancılara ve işbirlikçilerine ümit ve cesaret vermektedir.
Gelişmeler, sözde soykırım iddiaları ekseninde oluşan hakaret ve ithamlara sessiz kalan hükümet etrafında, etkili bir kuşatma alanı oluşturmak ve bu alanı giderek daraltmak üzerine kurulmuş bir senaryonun uygulanmaya başladığını göstermektedir.
Tarihi gerçeklere tamamen aykırı, insaf ve hakkaniyet duygusundan yoksun bir anlayışla, sözde özür kampanyasına öncülük eden zihniyetin, Osmanlı Devleti döneminde emperyalist devletlerin kullandıkları Ermeni tebaasının neden olduğu kanlı olayları ve akabinde gelişen şartları bilmeden hareket ettiklerini düşünmek mümkün değildir.
Türkiye’nin içinde Ermeni iddialarını destekleyen bir cephe oluşturma gayretleri için altı yıldır, her zemin, ortam ve kürsü kullanılarak açıkça sürdürülen faaliyetlerin bu girişimle birlikte sonuç almaya dönük çalıştıkları ve kamuoyu hassasiyetini köreltmeyi amaçladıkları anlaşılmaktadır.
Adlarının başına yerleştirilen muhtelif sıfatlarla kamuoyuna seslenme imkânı bulan işbirlikçi mihraklar, hayati milli çıkarlarımızı ucuz pazarlıkların malzemesi haline getiren AKP iktidarının oluşturduğu teslimiyetçi zeminden cesaret almışlar ve özür talep etme noktasına kadar cüret kazanmışlardır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu konudaki görüşü şudur.
Tarih, yaşanmış, yazılmış ve hükmünü vermiştir. Ortada utanacağımız bir suç ve adına özür dileyeceğimiz bir suçlu yoktur.
Türk milleti de sahip olduğu büyük imparatorluk coğrafyalarından çekilirken, katliamlar, mezalimler ve bitmek tükenmek bilmeyen trajik göçler yaşamış, ancak bu tarihi hadiseleri yüreğine gömerek yeni bir dünyaya kapı açmıştır.
Hiç kimsenin, mirasçısı olduğumuz ecdat yadigârını aşağılama, suçlu gibi tanımlama ve özür talep etmeye hakkı ve haddi değildir.
Üstelik bu konuda ısrarlı olmak, atılmak istenen sözde adımların önünde de bir engel, toplumların birbirini yeniden tanımaları için de bir olumsuz bir çağrışım nedenidir.
Ancak, bu talebin ısrarı halinde kimin kimden özür dilemesi gerektiği yeniden tartışılmalı, Ermenilerce mezalime maruz kalan milletimizin, suikasta kurban giden Osmanlı devlet adamlarının, katledilen Cumhuriyet diplomatlarının ve henüz acıları çok yeni olan Karabağ katliamlarının özrünü beklemek, en doğal ve tarihi hakkımızdır.
Her fırsatta aziz ceddimizin bir asır önce soykırım yaptığı yalanına başvuran Ermeniler, Azerbaycan topraklarında, üzerinden henüz yalnızca 16 sene geçmiş olan gerçek bir insanlık vahşetini itiraf ve kabul etmek, işgal altında bulundurdukları topraklardan çekilmek zorundadırlar.
Bu kirli kampanyayı başlatma cesaretini bulanlar, aydın sıfatının arkasına sığınarak kimsenin Türk milleti adına konuşamayacağı ve Türk milletini yargılayamayacağını bilmelidirler.
Bu haysiyet kırıcı durumun kabul edilmesi ve ilişkilerin bu dayatma ve tavizlerle ilerleyebilmesi mümkün değildir.
Ceddimizin kutlu emaneti, AKP zihniyetinin ve bir avuç işbirlikçinin bulandırdığı havaya teslim edilemeyecek kadar şanlı, temiz ve büyüktür.
Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket PartisiGenel Başkanı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)